Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sistem buna yanlızlık diyor

Olsa da olmasa da dedigim her yerde Aynı şekilde aynı halde Hiç bir şey olmayı ve hatta hiç bir umut beslemedigim o yerdeyim. Günümüzün prozac etkisi dediği cinsten hiç bir şeyin farketmediği ama mutlulugun tek parametre oldugu yer işte tam burası. Bak buradayım ve ben ve ben Anlam ve geçmiş Çağrışımlar uzak ve an sadece burada ne gelecek var ne geçmiş hislerimde anason barıştıgım ve anlaşılamadıgım bu yer hem mabedim hem dogdugum an Şimdi

İtin rüyası

Yok olsam Sadece ben Klişe varlığım yokoluşa teslim olsa Hiç olma rüyası, yine yeniden her gün. Amaçsız döngümüzde kahkahaları gözyaşıyla ayıran tek bir gerçeklik bile yok. Dünyanın barındırdığı güzelliklere bu kadar uzak, ama dünyevi güzelliklere bu kadar ve yakın olmanın acısı içindeyim. Yaşamın ne olduğunu bilip itaat edemeyenlerdenim. Yırtmaya çalıştığım koza kendi varlığım olmuş. Yaşadığım her anın aksini de yaşadım. Sadece anlardan ibaret karaktersiz etler miyiz biz. Tutarlılık ve denge zamanın neresine sıkışmış ve insanları birbirilerinden ne ayırıyor acaba? Kendi hayatıma dair neyi değiştirebilirim ki? Çünkü ben bir çok şeyi aşk ile istemiş; ama hep arkasından bakakalmış biriyim. Duygusal tırmanışlarımda kimsenin sıcak omzu saklı değil; çünkü hep en derinimdeki duyguyu çağırdım. Oysa ki ben de artık kurtulma planları bile yapamayan gerçekaltı bir insanım. Hiç nefes almadan inandım ve kaybettim. Aşkla sevdiğim, zaman kapanı olmaksızın sadece gerçek olsun istediğim...

Dalgalı Baff

Açgözlülüğüm sadece bir ine bakınca köreliyordu. Olduğum şey öyle vahşiydi ki beni aşk dizginleyebilirdi. Bana rağmen beni ele geçiren. Hep yarına dair büyük umutlar büyük hisler vardı içimde. Yarın yok, umut yok. Umut hayatın kendisi, fazlası değil. Aşk açgözlülüğün afyonuydu. Şimdi bu kadarını bilerek nasıl yenilenebilinir? İlerlemek değildi amacım, ne varsa yaşatacak bir ben ve aşk. Göz ardı edilen ise el alışkanlıkları ve zamandı. Zamanlarım tutmadıkça daha da açgözlülük bürüdü gözümü. Mutlu olmak için hiç durmadan kahkaha istedim, arsızlaştım. Oysaki aşk hep tek olmuştu benim için. Hep O vardı. Ben ise ilahi köle. Sonuna daha yaklaşmamışken, en zoruna ulaştım. Denge şarttı kendimden sorumlu olmak için ve gözlerimi kapatabileceğim hiç bir yerim yoktu. Eski hevesler hatırlatıyor kendini. Geçmiş etkisiz, gelecek bağımsız. Başa dönmüş değilim; başı neresiydi bilmiyorum. Zamana dair ise başlangıçlar işlevsiz. Aşkı anlarda arıyorum; fakat bu uçuculuk neden. Aşkın iç...

Kafalar sonradan dalgalaniyor

Türkçede “eşit” kelimesinin kökeni eş; yani arkadaş, dost anlamına dayanır. Köken itibariyle bakıldığında bile öz olarak iki farklı şeyin ortak herhangi bir çerçevede bir arada olma durumudur. İnsanoğlu bağlamında konuya baktığımızda ise, yaradılış olarak her şey birbirinden farklıdır. İşte tüm dünya siyasetine ve uluslararası hukukta çelişki yaratan nokta burasıdır. Tüm insanların tek ortak yanı görünüş ve davranış itibariyle “insan” olmalıdır. Bu tek ortak platform doğal olarak küreselleşen ve ekonomik fayda odaklanan dünya siyaseti için yeterli gelmemektedir. Keza 16. yüzyılda yerlilerin insan kategorisine girip girmediği uzun yıllar tartışılmış, modernite kılıfıyla daha sonra bu ayıbın üstü örtülmüştür. Oysa ki sömürü ülkelerindeki insanları asla kapsamayan güçlü devletlerin esaslarını dayandırdıkları anayasalar; iktisadi ve beşeri açıdan sömürü devletine sağladıkları faydaya rağmen eşit insan kategorisine giremeyen insanların durumunun hukuksal olarak meşrulaşmasıdır. Tıpkı bu örn...